Alt 13.12.08   #1 (permalink)
Bayan Moderatör
 SeSSiZLiK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcıların profil bilgileri misafirlere kapatılmıştır.
Kişiler







Günlerdir Elif’te bir değişiklik vardı. Eski Elif gitmişti sanki o sevecen, kedi gibi uysal, sakin, sıcak. Yerine düşünen, düşündüğünü içinde saklayan, huzursuz, mutsuz. Sanki bir şeyler vardı düşündüğü ve Suat’a söylemediği, söyleyemediği. Yatakta tam sevişirlerken, birden dalgınlaşıyor, bir takım soruları gözünün önüne getirip düşünüyor, o an oradan ve ondan uzaklaşıyor, içine kapanıyordu. Suat, ona dikkatli baktığında gözbebeklerinde parlayan yıldızlara ufak gölgeler, hüzünler düştüğünü görüyor, silemediğine üzülüyor, ona yakınlaşamamak onu hırçınlaştırıyordu. Hatta geçen gece çağırmasına rağmen bir bahane bulup daireye gelmek istememişti ki Elif ‘le çıktıklarından beri ilk defa oluyordu. Artık onunla sevişmek istemiyordu ve dün gece bu fikrini Suat’a söylemişti.

Ben ne yapacağım şimdi? diye düşündü Suat. Artık ilişkinin yavaş yavaş kendini yemeye, bitirmeye başladığı döneme girmişlerdi. Eski Suat olsa sevinirdi, uzun ilişkileri sevmezdi ya da başka bir kadın olsaydı hemen evet derdi, sevinerek. Ama bu kızda bir şey vardı, anlatamadığı. Bir bahar tazeliği, bir dinginlik, sakinlik, alevli bir ten… Hatta yavaş yavaş acaba evlenme teklif etsem mi diye düşünmeden edemiyordu dairesinde viskisini içerken. Hâlbuki bu akşam patronunun verdiği yemeğe gitmesi gerekiyordu. Yeni iş yapacakları, sözleşme imzaladıkları Yakamoz Şirketi’nin patronu Salih Bey’de yemeğe gelecekti. İş anlaşmasını kutlayacaklardı. Oktay özellikle gelmesini istemişti. Yemeğe Oktay’ın eşi Nalân’da katılacaktı. Başka zaman olsa sırf onu görmek için bile gidilirdi. Nalân otuzlu yaşın tüm dişiliğini üzerinde taşıyordu. Güneş sarısı saçları vardı, kısaydı, hemen kulaklarının dibinde biterdi. Ama en önemlisi şuh bakışlarıydı, o bakışları gider karşısındakinin tam kalbine saplardı. Nalân’ın aklına koyduğu erkeğin kaçışı yoktu. Suat’ta bir ara bundan nasibini alıyordu, fakat Oktay’la bozuşmamak için karısından kaçıyor, yine de onun davetlerine katılmaktan kendini alamıyordu. Kültürlüydü Nalân, Oktay’ın aksine. Güzel sanatları bitirmiş, eşinin açtığı sanat galerisini işletmeye başlamıştı evlendikten sonra. Çocukları da olmayınca kendini sanata ve sanat için tutuşan sanatçılara vermişti. Özellikle yeni parlayan genç ressamların çalışmalarını galerisinde sergiler, onlara galerinin alt katında yer alan atölyesini açardı. Yemekte Oktay’ların dışında bir de yine çalıştıkları şirketten Burcu gelecekti. İstiklal’de bir barda yemek yiyeceklerdi. Ortam sıcak, yakın ve samimi olacaktı. Burcu iki yıl önce şirkete girmişti. Çok akıllı kızdı, Suat’ı öz abisi gibi severdi. Suat’ta işin doğrusu onu korurdu, bildiklerini öğretmeye çalışırdı. Burcu daha yirmi beşindeydi, İstinye Yokuşunda yutacağı daha çoook toz vardı. Güzel, bir kızdı ama onu çalışırken görenler öfke saçan gözlerinden korkarlardı. Erkek gibi kızdı, kredi bölümüne bakıyordu.

Suat elinde kristal viski bardağı, apartmanın girişine bakıyordu. Hâlbuki Elif yemeğe gelemeyeceğini söylemişti, beyhude olduğunu biliyordu beklemenin ama yine de umutsuz bakışlarını oraya yönlendirmekten, sanki şimdi gelecekmiş gibi sanmaktan kendini alamıyordu. Saat sekiz olmuştu. Bornozluydu, üzerini değiştirip hemen çıkması gerekiyordu, sonuçta ne kadar samimi de olsa bu bir iş toplantısıydı, Oktaylardan önce gitmesinde fayda vardı. Bir karartı, bir gölge düştü gibi oldu bir an girişe, Suat gözlerini kocaman açarak baktı, içinde bir umut rüzgârı eserken ama yanılgı. Ah! Yanılgı. Yoksa kendisi mi istemişti yanılgıya düşmeyi. Elif’in hayatına biri mi girmişti acaba? Kıskançlık ateşi onu yüreğine kocaman kayalar gibi düşmüştü. Yüreği sanki iki kaya parçasının arasında sıkışmış gibiydi. Aklına bir başkası gelince yüzü alev alev yanıyor, yüreği sıkışıyor, kim sorusu içini kemiriyordu. Telefonlarına bile fazla çıkmıyordu. Çıktığında ise sanki yüzyıllar gerisinden konuşuyor, hayat belirtisine benzer hiç bir şey göstermiyordu. Sadece Suat’ı dinliyor, bazen evet, hayır diyor Suat ısrar ederse kısa bir açıklamayla onu geçiştiriyordu. Bir an pişmanlık duydu, hep Elif’in yanında olacağını sanıyordu. O istediğinde ise Elif’i bırakacaktı, hâlbuki bırakılacağını, terk edileceğini hiç düşünmemişti. Zaten daha önce hayatına girenleri hep o terk etmişti. Viskisini bitirdi, bir sigara yaktı, dumanını içine çekti, Elif’in hep güldüğü şekilde dumana boğuldu, bir an nefes alamaz olmuştu, siyah gözlerinden yaş geldi, dumandan olduğunu söyledi kendine, kendine inanmadan. İlk defa ağlıyordu, sessizce, kendince. Onu çok özlemişti, kokusunu, saçlarını, bakışını, tenini, terini, kadınlığını, vücudunun devinimlerini, göğüslerini, omuzlarını, yine kokusunu, sarılmalarını, anlatımını, sıcaklığını, kulak memesini, sözcüklerin dudaklarından gül gibi açmasını... Sevgisini, özlüyordu, özledikçe üşüyordu, yalnızlığını düşündü, hayatını anlamsızca geçirdiğini, pazar sabahı çocuklarını parka götürdüğünü. Derken içinden bir ses toplanmasını söyledi sanki kendine gel, dedi. Ne varsa duygudan yana sert bir darbeyle tekrar derinliklerine yolladı. Zaman, bu zaman sevme zamanı değildi, yaşama ve sıkıldığında terk etme ya da edilme. Gitmek isterse yolu açıktı. Şimdi o tekrar eski Suat olmuş, Nalân’ın şuh bakışları ve iri davetkâr dudakları gözünün önüne gelmişti. Ah! Oktay olmayacaktı arada da o Nalân’a gösterecekti dünyanın kaç bucak olduğunu. O dudakları bir güzel sarmalayacaktı. Elif’in şeker tadındaki kıvrımlı dudakları kravatını bağladığı banyo aynasının nemleri arasında bir an görünür gibi oldu, yürekten kahkahası dar holde çınladı sanki. Suat aceleyle çıktı daireden. Anahtarın soğuk yüzeyini sıcak avuçlarıyla sıktı, blazer ceketinin iç cebine koydu. Asansördeki küçük aynada kendine şöyle bir baktı, zemin katın düğmesine bastı, elerliye uzun saçlarını geriye doğru attırdı, yumuşacıktı siyah saçları. Parfümünün kokusu yavaşça teninde dağılmaya başlamıştı. Kendini güvenli bir limanda hissetti. Hazırdı yemek için. Arabasını çalıştırdı, yola düşen ışıkta paralar yansıyordu, bu işten kazanacakları paralar. Aklına krizle ilgili okudukları geldi, bir an önce şu işi bitirseler iyi olacaktı. Krize malda girmek istemiyordu. Hatta bu işi Oktay’la epey detaylı görüşmüşler, girmek konusunda çok soru işaretleri yaşamışlardı. Sonuçta riskin çokluğu kazanacakları paranın miktarını artırıyordu. Ya kaybederlerse. Düşünmek bile istemedi.










<------------------------ İmza ------------------------>
NeLer yaşadım şu kısa hayatımda
Sen benim tek hatıramsın
Hiç bir zaman doymadım sana
Doyamam bin yıl daha yaşasamda
GünLerden sen aylardan sen
YıLLar zaten sensin ..!
SeSSiZLiK isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
+ Özgürce Paylaş ve Yorumla
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0 Protected by vBulletin CrackerTracker
OBİRFORUM RSS

Destekleyenler -Link Ekle-| Forumexe.coM|